Video Edit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Video Edit etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Şubat 2013 Cumartesi

El Sistema


El Sistema... Öncelikle ilk defa duyanlar için özet geçmek gerekirse;  Venezüela devletinin 1975 yılından beri uyguladığı,“Venezüela ulusal genç ve çocuk orkestraları ağı” olarak adlandırılan bir devlet politikası. Bir ekonomist ve müzisyen olan Jose Antonio Abreu`nun tohumlarını attığı, geliştirdiği ve sürekli gelişmekte olan bir sistem. Merkezinde müzik ve çocuklar var. Devlet politikası olarak, tüm masrafları (müzik aletleri, yemek vs. dahil) Venezüela devletine ait olmakla birlikte “gönüllü” çocuklara anaokulundan itibaren klasik müzik eğitimi veriliyor ve bunlardan her yaş grubunda orkestralar kuruluyor. Yüzde 70 ila 90`ı fakir ailelerin çocuklarının oluşturduğu sistem temel olarak müzik eğitimini hedefliyor gibi görünse de, sonuçları hiç de öyle değil. Yılda 350000 çocuğun ve gencin aktif olarak içinde bulunduğu El Sistema Venezüela`nın genç nesilini küçük yaşta “işleyerek” suçtan uzak tutuyor,  inanılmaz bir klasik müzik eğitiminin yanında bunun getirileri olarak, analitik düşünme yeteneği, ekip olarak çalışabilme yetisi , sosyal ve kendine güveni olan, yani mental olarak sağlıklı bir nesil yetiştiriyor.  

El Sistema`nın tüm bu mental açıdan sağlıklı genç nesil amacının bir meyvesi daha var.  “Simon Bolivar Symphony Orchestra” . Ulusal genç ve çocuk orkestralarından mezun olan yetenekli çocuklar da Venezüela halk kahramanı Simon Bolivar`dan adını alan dünyaca ünlü Simon Bolivar Senfoni Orkestrasına yükseliyor. Orkestranın şefliğini, yine bir El Sistema meyvesi olan dünyaca ünlü şef Gustavo Dudamel yapıyor.  El Sistema, Jose Antonio Abreu, Simon Bolivar Symphony Orchestra ve  Gustavo Dudamel ile ilgili daha fazla bilgi için buyrun wiki sayfası. 

2011 yılında İksv  gerçekten büyük iş yaptı ve El Sistema - Simon Bolivar Senfoni Orkestrasını İstanbul`a getirdi. İksv için hazırladığım bu videoda, 13 dakika içinde El Sistemayı anlatmaya çalıştık. Anaokulu seviyesinde, önce maket enstrümanlarla müzik aletlerini tutmayı öğrenen çocuklardan, yaş grupları ilerledikçe kurulan orkestralara ve gösterdikleri gelişimi gözlemleyebildiğimiz içerikte, son olarak da El Sistema`nın en güzel meyvesi Simon Bolivar Senfoni Orkestrasını izleyecez. Özet geç derseniz size ne kadar fakir de olsalar dünyaya güzel çocuklar ve gelecekler yetiştiren Venezüelaya imrenmemek elde değil derim.

Son olarak da ülkemizde buna benzer bir çalışma olduğunu biliyorum, tamamiyle gönüllülerden oluşan bir ekip ve “Ak” olmayan bir belediye ile ortaklaşa sıfır bütçe ile seçtikleri plot bölgede el yordamı ile birşeyler yapmaya, kendi El Sistemamızı yaratmaya çalışıyorlar. Şu an için bir çırpıda sayabileceğiniz öğrenci sayısı, umarım bir gün bizim ülkemizde de yüzbinlere ulaşır diyor ve mektubumu sonlandırıyorum efenim. Hepimize bol müzikli saatler. Viva Venezüela, Viva Chàvez ulan! Haha şimdi tekrar okudum da ne çok meyve demişim arkadaş. :) Sürç-i Lisan ettiysek affola, gerçi Tdk sürçülisan olarak yazılmasını öneriyomuş. Peh :) Neyse hadi görüşürüz. Enjoy... 

23 Ocak 2013 Çarşamba

Ederlezi Avela


"işte geldi, anne,
bir kara tren.

işte geldi, anne,
bir kara sabah."

Kusturica; modern, rasyonel bir düzenli hayat yerine kaotik yani düzensiz bir belirsizliği, hayatın bir şenlik olarak yaşanmasını, doğadan kopmamış bir hayata duyulan özlemin temsilcisi olarak Çingenlerin yaşamını, toplulukçu-dayanışmacı değerleri karnavallaşmış bir anlatım üslubu ile seyirciye sunar. Savaşın, şiddetin, milliyetçiliğin, dinlerin ve ideolojilerin saçmalığını sürekli olarak öne çıkartır. Slav halklarının yerel kültürünü modernist bir tarzda gözler önüne sererken, genellikle tipik özellikleri öne çıkan ayyaş, üçkağıtçı, hırsız, madrabaz, deli, saf, buna karşılık tezat şekilde de son derece gelişkin insancıl özelliklere sahip ama hepsi de modern toplumun meşruluk sınırları dışında yaşayan gülünç karakterler kullanır öykülerinde. Aslında biraz Chaplin`in Şarlo`su, biraz Kemal Sunal`ın Şaban`ı gibidir karakterleri bana göre. Toplumun iyi ve kötü olarak ayrıştırdığı özelliklerini barındırır içinde. Gerçi bu sıraladığım film dili yüzünden Zizek tarafından ağır bir şekilde eleştirilip, paparalanmıştır. Zizek;
"bence Emir Kusturica, Batı'ya Balkanlarda görmek istediği şeyi gösterdi. İnsanların seviştiği, sürekli kafa çekip sızdığı delirmiş bir coğrafya. Bu Batı'nın Balkan miti işte. Kusturica, sert, harbi bir balkan erkeği rolü oynuyor. Ama bence batı dünyasının şaklabanı o. Batı dünyasının Yugoslavya'da olanları yanlış anlamasına katkıda bulundu."  cümlelerini kurmuş Kusturica için. Her ne kadar kişisel olarak; hele ki son on yılda daha önce anlattığı tüm hikayelere ters düşercesine siyasi bağlamda tezat oluştururcasına çark eden Kusturica hakkında Zizek`e katıldığım noktalar olsa da, bir film anlatıcısı olarak Kusturica ve özellikle de Çingeneler Zamanı benim için çok özel bir yere sahip.

Bu videoda kullandığım parça filmde önemli bir yere sahip olmasına rağmen orjinal soundtrack`te bulunmayan bir şarkı. Ederlezi Avela. Bir Yugoslavya halk şarkısı, Alo Mange Liloro olarak da biliniyor. Filmin önemli iki sahnesinde duyuyoruz bu şarkıyı, Perhan ve kardeşi İtalya`ya tedavi için yola koyulduklarında büyük annelerinden (Khaditza) ayrılırken ve ikinci olarak tabi ki filmin en etkileyici ve meşhur sahnelerinden biri olan meyhane sahnesinde. Bu sahne genel olarak filmin küçük bir projeksiyonu gibi bi bakıma, müziğin acının bir tezahürü olarak karşımıza çıkması, filmin geneline de özenle serpilmiş bir anlatım.
Neyse kısa kes diyorsunuzdur yavaş yavaş. Özet geçecek olursam; çok sevdiğim bir yönetmenin, çok sevdiğim bir filminin, en çok sevdiğim sahnesini iskelet olarak aldığım bir  kolaj bir tribute video izleyeceksiniz efenim. Filmi izlemeyenler için bir takım ,ekşici piç ifadesiyle, spoilerlar içerebilir. Dikkatinize!!!!.

Ayrıca hayatlarını kaybeden ana karakter Perhan`ı oynayan Davor Dujmovic, büyükanne Kaditza`yı oynayan Ljubica Adzovic(ki kendisi filmin çekildiği köyün sakinlerinden ve profesyonel oyuncu olmamasına rağmen inanmaz bir performans sergilemiş ve Kusturica tarafından Çingeneler Zamanı filminden 10 yıl sonra Kara Kedi Ak Kedi filminde de başrol verilmiştir) ve benim de 2007 yılında beraber çalışma şansı bulduğum, bu kadar gerçeküstü öğeler taşıyan filmin bu kadar gerçekçi bir anlatıma sahip olmasında yarattığı atmosfer ile büyük emeği geçen görüntü yönetmeni Vilko Filac için de bu satırları yazdığım sırada kadehimi kaldırmak istiyorum. Toprakları bol olsun... Umarım şarkıda da dediği gibi hepimizi bir kara tren ve sevenlerimizi bir kara sabahın beklediği yerde huzurludurlar.