23 Ocak 2013 Çarşamba

Ederlezi Avela


"işte geldi, anne,
bir kara tren.

işte geldi, anne,
bir kara sabah."

Kusturica; modern, rasyonel bir düzenli hayat yerine kaotik yani düzensiz bir belirsizliği, hayatın bir şenlik olarak yaşanmasını, doğadan kopmamış bir hayata duyulan özlemin temsilcisi olarak Çingenlerin yaşamını, toplulukçu-dayanışmacı değerleri karnavallaşmış bir anlatım üslubu ile seyirciye sunar. Savaşın, şiddetin, milliyetçiliğin, dinlerin ve ideolojilerin saçmalığını sürekli olarak öne çıkartır. Slav halklarının yerel kültürünü modernist bir tarzda gözler önüne sererken, genellikle tipik özellikleri öne çıkan ayyaş, üçkağıtçı, hırsız, madrabaz, deli, saf, buna karşılık tezat şekilde de son derece gelişkin insancıl özelliklere sahip ama hepsi de modern toplumun meşruluk sınırları dışında yaşayan gülünç karakterler kullanır öykülerinde. Aslında biraz Chaplin`in Şarlo`su, biraz Kemal Sunal`ın Şaban`ı gibidir karakterleri bana göre. Toplumun iyi ve kötü olarak ayrıştırdığı özelliklerini barındırır içinde. Gerçi bu sıraladığım film dili yüzünden Zizek tarafından ağır bir şekilde eleştirilip, paparalanmıştır. Zizek;
"bence Emir Kusturica, Batı'ya Balkanlarda görmek istediği şeyi gösterdi. İnsanların seviştiği, sürekli kafa çekip sızdığı delirmiş bir coğrafya. Bu Batı'nın Balkan miti işte. Kusturica, sert, harbi bir balkan erkeği rolü oynuyor. Ama bence batı dünyasının şaklabanı o. Batı dünyasının Yugoslavya'da olanları yanlış anlamasına katkıda bulundu."  cümlelerini kurmuş Kusturica için. Her ne kadar kişisel olarak; hele ki son on yılda daha önce anlattığı tüm hikayelere ters düşercesine siyasi bağlamda tezat oluştururcasına çark eden Kusturica hakkında Zizek`e katıldığım noktalar olsa da, bir film anlatıcısı olarak Kusturica ve özellikle de Çingeneler Zamanı benim için çok özel bir yere sahip.

Bu videoda kullandığım parça filmde önemli bir yere sahip olmasına rağmen orjinal soundtrack`te bulunmayan bir şarkı. Ederlezi Avela. Bir Yugoslavya halk şarkısı, Alo Mange Liloro olarak da biliniyor. Filmin önemli iki sahnesinde duyuyoruz bu şarkıyı, Perhan ve kardeşi İtalya`ya tedavi için yola koyulduklarında büyük annelerinden (Khaditza) ayrılırken ve ikinci olarak tabi ki filmin en etkileyici ve meşhur sahnelerinden biri olan meyhane sahnesinde. Bu sahne genel olarak filmin küçük bir projeksiyonu gibi bi bakıma, müziğin acının bir tezahürü olarak karşımıza çıkması, filmin geneline de özenle serpilmiş bir anlatım.
Neyse kısa kes diyorsunuzdur yavaş yavaş. Özet geçecek olursam; çok sevdiğim bir yönetmenin, çok sevdiğim bir filminin, en çok sevdiğim sahnesini iskelet olarak aldığım bir  kolaj bir tribute video izleyeceksiniz efenim. Filmi izlemeyenler için bir takım ,ekşici piç ifadesiyle, spoilerlar içerebilir. Dikkatinize!!!!.

Ayrıca hayatlarını kaybeden ana karakter Perhan`ı oynayan Davor Dujmovic, büyükanne Kaditza`yı oynayan Ljubica Adzovic(ki kendisi filmin çekildiği köyün sakinlerinden ve profesyonel oyuncu olmamasına rağmen inanmaz bir performans sergilemiş ve Kusturica tarafından Çingeneler Zamanı filminden 10 yıl sonra Kara Kedi Ak Kedi filminde de başrol verilmiştir) ve benim de 2007 yılında beraber çalışma şansı bulduğum, bu kadar gerçeküstü öğeler taşıyan filmin bu kadar gerçekçi bir anlatıma sahip olmasında yarattığı atmosfer ile büyük emeği geçen görüntü yönetmeni Vilko Filac için de bu satırları yazdığım sırada kadehimi kaldırmak istiyorum. Toprakları bol olsun... Umarım şarkıda da dediği gibi hepimizi bir kara tren ve sevenlerimizi bir kara sabahın beklediği yerde huzurludurlar.



24 Mart 2012 Cumartesi

Gadir

90`ların başı. Kastamonu, Gazi Stadyumu. 3. ligin gediklisi Kastamonuspor ev sahibi takımdır. Takım kaptanı 40`larına merdiven dayamış Kadir`dir. Kadir, artık geçim sıkıntısı mıdır yoksa futbol aşkından mıdır, Renault servisinde çalışmasına rağmen bi yandan da memleketinin takımında top koşturmaktadır. Şimdi nasıldır hiç bilmiyorum ama çocukken bile 3. lig ve Kastamonuspor için rahatlıkla dünyanın en zevksiz futbolunun oynandığı lig ve takımlar diyebilirdim. Neyse konuyu dağıtmadan, yine zevksiz bir maçın sonlarına doğru Kastamonu, kaptan Kadir`in de yardımıyla 5 farkla öndedir. Hiç bir zaman nasıl atak yapılıp nasıl atıldığını hatırlayamayacağım 5 tane gol.. Maçın sonlarına doğru emektar kaptan Kadir, orta çizgi yakınlarında topu kapmış, sol kanattan yardırarak çalımlarla ilerlemekte, iki veya üç sıra önümüzdeki bir adam da - hadi oğlum Gadir, yürü oğlum Gadir! diyerekten bağırmaktadır. Adam kaptan Kadirin her çalımında daha da coşmakta ve yürekten bağırmakta, taraftar olarak bizlerde heyecanlanmaktayken, korner direğine doğru iyice yaklaşan Kadir inanılmaz kötü bir ortayla topu outa göndermiştir. Paralel kurguda Kadir topla ilerlerken adam - yürü oğlum gadir, hadi aslanım gadir, yürü lan gadir! kadir topu dışarı atar, tüm tribün susmuştur; adam sessizliği yırtarcasına -anayn amına goyim gadir..
Bu hikayeyi ilk anlattığım arkadaşım olm gadiriz lan biz dedi.. Biz tam bir Gadiriz!!.. Hatta daha sonra başka bi arkadaşa daha anlatmış o da` -ben de Gadir`im demiş.. biz garip bi şekilde üç arkadaş o günden beri isimlerimizle çağırmamaya başlayıp, bir birimize -Gadirim nasılsın, -iyiyim gadirim diye hitap etmeye başladık.. yaklaşık 10 yıl oldu ve ben ilk başladığımızda bu geyiği çok sorgulamamıştım.. Ulan şimdi bakıyorum da harbiden Gadiriz lan biz.. Kaybetmenin zevkini almak, o topu auta da atsan o top için 90. dakikada depar atmak, sadece sahada durmanın bile yeterli olduğu, sevdiğin insanlarla sevdiğin işi yapmak lan Gadirlik..
Hee şunu da bil, saha dışından küfreden, işler iyi giderken destekleyen, güce tapan diilsen sende bi Gadir`sin.. Sadece haberin yok :)

Enjoy...

4 Mart 2012 Pazar

Diskotek

şöyle bir yazıda bahsi geçmiş.. hoşuma gitmedi desem yalan olur..




Panik - Diskotek


Projeye ilk başladığımızda, produksiyon planlamasını yaparken az da olsa türk müzik piyasası için normal sayılabilecek bir bütçemiz olduğunu düşünüyorduk. (yada yayıncı şirketin vaadettiği rakam desek daha doğru) Ve tüm planlamamızı ve ön hazırlığımızı(senaryo,ekip,ekipman) bunun üzerine şekillendirmiştik. Ancak çekimlere çok az bir süre kala bahsedilen bu "az da olsa" bütçenin karşılanamayacağı haberi üzerine, son anda senaryoyu değiştirip, parasızlıktan piç olacağına bırakalım kitsch olsun düsturunu edinerek,sıfıra yakın bir bütçe ve ekipman olarak bir kamera ve 500wtlık iki ampül ile gerçekleştirdiğimiz bu işe girişme kararı aldık.
Tema olarak kullandığımız "Atla Gel Şaban" komedisinin; şarkının da teması olan "tam gaz ilerleyen ancak hiç bir yere gitmeyen" türk müzik piyasası eleştirisi ile taban tabana örtüşmesi de, her ne kadar izleyiciyi ve bizi görsel olarak tatmin edememiş olsa da, videonun kendi adıma en önemli öğesiydi.
Vay arkadaş ne formal bi dil kullanırmışım.. Her neyse bu sayfanın kişisel bir blog olmasının nimetlerinden yararlanarak buradan; cekildiğinden yıllar sonra bile, tüm olanaksızlıklara rağmen, karşıma hep olumlu eleştirilerle çıkan bu iş için başta projenin en başından itibaren yardımcı olan dostlara, çekim günü tüm imkansızlıklara rağmen sabırla çalışan konuk oyunculara ve bu güzel şarkı için çalışma imkanı sağlayan Panik grubuna teşekkür ederim..
Bu arada "olm ne oluyo ya bugun şu tarzı bi oturtamamışsın bi formal bi sevgi kelebegi olmuşsun" demeyin a dostlar.. rejimdeyim acım a dostlar :)
poşet dolusu sevgiler..



14 Ocak 2012 Cumartesi

Bitti kalem doldu defter, bu alemde kral Lefter!!

1997 veya 1998 yaz tatilinin sonları, bi yandan ligler yeni başlamış, öbür yandan tatile gidenler dönmüş, oturduğumuz lojmanın çocukları tekrar takımı kurmuşuz.. tabi diğer mahallelerde aynı şekilde.. başka bi değişle mahalle maçlarının şampiyonlar ligi dönemi... anne ve baba; bi aile dostunun işleri ve ricası üzerine -çocuklar önümüzdeki hafta istanbula, büyükadaya gidiyoruz haberiniz olsun derler.13 ve 11 yaşında iki kardeş, o sıralar hayattan tek beklentileri top oynamak haytalık, yani anlıyacağınız istanbul ve büyükada fikri pek prim yapmadı ikimizde de
-naapıcaz ya biz büyükadada?
-denize falan da girilmiyodur zaten..
-biz gelmesek?
bi hafta boyunca kendimizce çift taraflı baskı yapıyoruz gitmemek için.. babam en son dayanamıyor ve -oğlum lefter var büyükadada, onu görürsünüz lafını ağzından kaçırıveriyor.. aynı anda sevinçle -o baaaaaa!!. o iki gün geçmiyor.. lefteri görücez ya bundan ötesi varmı?!.. hayır sanki Lefter de büyükada iskelesinde bizi bekliyo, çocuk aklı işte. istanbula gidiliyor, bostancıda aile dostlarıyla buluşulup ada vapuruna biniliyor, bu arada kodak fırt fırt elle sarmalı bi fotograf makinesi var filmler alınmış başlıyoruz iki bilader adavapurunda birbirimizi çekmeye, bitmiyor o  yol.. kalpler pır pır.. -baba lefterle fotograf çekilecez dimi? -imza alır mıyız? adaya yaklaştıkça peder beyi darlama oranımız artıyor.. -oğlum belki göremeyiz lefteri.. diyecek gibi oluyor.. diyemiyor.. belki hevesimizi kırmak istemiyor.. belki de vapurda olay çıkarmamızdan korkuyor eheh:) adaya iniyoruz, iki kardeş çok iyi biliyoruz lefterin simasını, meydan larusta bile var lan lefter bilinmez olur mu koca ordinaryus.. iskeleden iner inmez her kır saçlının yüzüne bakıyoruz.. ulan turist kaynıyo o mevsim ada.. her yer emekli ingilizi almanı turist dolu.. nası bulucaz.. adalı olmamasına rağmen aile dostumuz kahvelere bakın çocuklar diyor, kahvede takılır lefter.. oooo bu süper tiyo.. yoldan geçenlere diil sağlı sollu oturanlar artık hedef kitle.. çok değil ya.. 10 dakika ya geziniyoruz ya gezinmiyoruz.. iki bilader aynı anda -Babaaaaa!!!! LEFTER!!! Orda işte!! Üçümüzün de hasta Fenerli olmasının nedeni belki de Lefter.. Köşede bi cafede arkadaşlarıyla muabbette.. İki velet adaya inmemizin 10. dakikasında bulmuşuz Lefter`i  yanına gitmeden bırakır mıyız?.. Da...Babam da bi an duraksadı :) heh.. İki çocuk babamı belkide ilk defa heyecanlanmış görüyoruz.. Çocukluk kahramanı orada  duruyor adamın yaw. Ikına sıkına yanına gidiyoruz Ordinaryusun.. Rüya gibi ya, Lefterin yanındayız.. Babamın sesi titriyor.. Rüya gibi.. Konuşulanlardan bi tek Lefterin -Hadi çocuklar gelin bu tarafa dediğini hatırlıyorum. Fotograf çekilecez.. Biz hala rüyadayız.. Sağlı sollu yanına oturturuyor.. Ellerini omuzlarımıza atıyor.. Babam çekiyorum bile demeden o heyecanla basıyor deklanşöre.. Fotoğraf çekimi bitti yavaş yavaş uyanıyoruz rüyadan.. Babam bizden önce kendine gelmiş gibi. -Ne olacak fenerin bu hali muabbetine girişiliyor..Fenerin kayıp yılları malum  -Kötü başladı takım diyor. -Ne olur bu hafta? diye soruyor babam. -İşallah yenecez bu hafta diyor ardından -Kimle oynuyoruz? -Bursa -Bursayı yeneriz diyor. Ayrılıyoruz istemeye istemeye yanından.. Rüya gibi.. Lefter.. 
Başka da bişiy hatırlamıyorum o ada ziyaretiyle ilgili çünkü Lefterden sonra gerisi gereksiz bizim için büyükada ziyaretinin.. haa birde her "Fenerbahçeli Lefter Sokağı" tabelasının önünde fotoğrafımızı çekiyoruz kardeşimle birbirimizin...



O kötü haberi öğrenir öğrenmez kardeşimi arıyorum. Lefter ölür mü hiç -Lefter ölmüş diyebiliyorum -Nasıl ya? -Ölmüş.. -Kim diyor? diye soruyor bilader belki de skik sosyal medya kolpalarından biri olduğunu düşünerek. -Haberlerde söylediler diyorum. -Tamam diyor, ardından -Fotoğraf sende mi? diye soruyor. Sorana kadar hiç aklıma gelmemiş doğrusu o fotoğraf -İzmirde galiba diyorum. -Tamam diyor kapatıyoruz. Babamı arıyorum ardından.. -Hastaydı diyebiliyor.. -Çok üzme kendini hastaydı diyor. -Tamam diyebiliyorum ve kapatıyorum.. O an biliyorum üç ayrı şehirde  üçümüzün de gözlerinden yaşlar akıyor.. Tüm gece ağlıyorum. Sabaha karşı fotoğrafı bulup kardeşime yolluyorum. Onunda gözleri şişmiş ağlamaktan.. "allahtan kıymet bilen camiayız, o konuda hiç uktem yok, ölürken bile kolunda sarı lacivert bileklik var. tek üzüntüm, biz yine düzlüğe çıkacaz da o bu halleri görerek öldü." yazmış mailinde. Gözlerim doluyor yine..
Bitti kalem doldu defter, efsaneler ölmez Lefter!!










25 Şubat 2011 Cuma

bgn bn ny cldrmdn ?

Cep telefonlarının hayatımıza girdiği yıllar.. O yılların da ergenliğe denk gelmesi de bizim 80liler tayfasının şanssızlığı olsa gerek, şimdilerde "face"de yaşadığımız kimi sıkıntıları (bide feys denmiomu şu siteye kıl oluorum, hani ünlü birinin muabbeti olur da hayatında bir defa onunla aynı ortamda bulunmamış adam 40 yıllık dostu, yanında rahat rahat osurduğu kankasıymış gibi "oo Sezen çok vefalıdır böyle konularda" falan diye yanlızca adıyla hitap eder ya, bu "feys" muabbeti de bana öyle geliyo, babanın sitesimi? bu ne cıvıklık bu ne sahiplenme :) neyse..kapa parantez) , cep telefonunda yaşıyoduk. Bir kere "çaldırmak" diye bişey vardı. Gün içinde yakın arkadaşlar birbirini sebepsiz yere telefondan "çaldırırdı". Sende adab-ı muaşeret gereği cevaben geri çaldırırdın. Bu artık milli örf adet gelenek ananemiz olmuştu, uymayanlar bir daha çaldırılmayarak tam anlamıyla toplum dışına itilirdi :) Nice ergen dimağlar ne kavgalar ne kırgınlıklar yaşadı bu çaldırma muabbeti yüzünden. -Ya olm görmedim inan ki niye çaldırmiim abi görsem diyalogları, -bgn seni cldrdm sen geri cldrmdn :( tarzı sitemli smsler. Bi yandan da içten içe off azalarak bitsin nan bu olay diye düşünürken bi yandan da anam Deniz çaldırmış, hemen geri çaldıriim kafalarını da yaşamış bir birey olarak; off iyi yırtmışız, çabuk atlatmışız diyorum toplumcana. öptm, bye

26 Eylül 2010 Pazar

bir tenhada can cananı bulunca..

yeni bi günün ilk saatleri.. arkada Barış Manço`dan Neşet Ertaş`ın "gönül dağı" çalmakta...hemde içli içli çalmakta.. bazen olur ya, dokunuverir o an herhangi bişiler ruhuna; şu saat itibari ile dokundu "gönül dağı".. bişiler yapmak gerek yahu.. bişiler yapmazsa ruhu kuruyuverir insanın.. ister gözyaşınla, ister kadehinle ıslat.. ama bişiler yap ki pul pul olmasın dökülmesin..


* Barış Manço versiyonunda yok ama Neşet Ertaş`ın şöyle bi eklemesi daha varmış araştırınca karşıma çıktı; çok hoşuma gitti sözleri, üzerine bende bu illüstrasyonu yaptım..

dost yoluna can verilir, ölünür
uzak yoldan canan için gelinir
göz göze gelince hemen bilinir
gönül bir olunca hal gizli gizli..

Hay çok yaşa be Neşet Ertaş!!

23 Mayıs 2010 Pazar

Lost Olayları



Şu ara bilindiği üzere pazartesi itibariyle lost isimli mesailerimiz sona eriyor. Sona doğru yaklaşırken yaklaşık beş yıldır bulamaca dönen kafalarımız da karışmaya devam etti. Ancak sevgili lost senaristleri hala hiç bir cevabı doğru düzgün verebilmiş değiller. Bazı arkadaşlar yoo niye öyle diyosun baksana black smoke`u bile açıkladılar diyebilir. Yıllarca hepimiz yok black smoke manyetik alanla kontrol edilen bişey, yok nanoteknolojik bişey diye yüzlerce teori uydura uydura kafayı sıyırma noktasına gelirken, yok jakob siyahlı adamı ışığa atmış da, adammış monster.. Vay arkadaş ya bu mu açıklama şimdi, bu açıklamaysa afedersiniz sizin açıklamanızı skiim sevgili lost yazarları :) Giderliyim biraz artık bu kadar olucak lost yazarları, dile kolay bi döneme damga vurdunuz ama bilemiyorum yani, finali izlemeden de çok gider de yapmak istemiyorum ama, koca 6. sezonu laylayla geçirdiniz ben ondan kızıyorum. Hayır ben size arada laylay yapmayın demiyorum, hobi olarak gene yapın ama birazda bööle insan ilk iki sezondaki hareketleri görmek istiyordu. Neyse hadi öptm, kib. byes... :)

16 Mayıs 2010 Pazar

fotoşop olayları vol.2

chaplin machine! saat sabah 07:11 olmasına rağmen serinlik namına hiç bişey yok.. yaprak kıpırdamıyor yahu.. gözlerim crop yapmaktan acımaya başladı.. enjoy..

10 Ocak 2010 Pazar

çocukluğun güzel anlarını hatırlarken, artık genzime bir yumruk daha oturacak her defasında.. çatık kaşlarının altından bakan gülümseyen gözler yok mu artık?
- nerelerde kaldın Hakkı Bey?
- sorma Şükriye Hanım, gelene kadar öldüm yahu!
buna benzer bi konuşma geçmiştir annanemle aranızda.. bi yerlerde yeniden buluşuruz muyuz be büyükbaba?

21 Aralık 2009 Pazartesi

Zebra Hayvanı


Zebraları bilirsin. Genellikle bi zebra sürüsü otlarken, aslanların saldırısına uğrar. Sürü kaçmaya baslar. Daha iki dakika önce aslandan kaplandan sürü halinde, arka toynak topukları götlerine çarpa çarpa, kader birliği içinde, tek yumruk kaçarken, aslanın birisini devirmesi ile hemen durur bu zebra hayvanları. Antilobu, sığırı hepsi böyle...
Çöreklenip geviş getirmeye, ot yolmaya devam. Bir yandan da sanki kumpanya varmış gibi izliyorlar. Ulan git kurtar demiyorum, bari iki adım uzaklaş orada ye otunu... Kulaklar havada, böyle mal mal bir bakış... Ne bir üzüntü, ne bir korku, ne bir ders çıkarma, ne bir düşünme, hiçbir şey yok arkadaş.
Aslan kovaliyo kaç, birisini yakalayınca dur, otlamaya devam...
Hep böyledir bu zebra hayvanları...

10 Kasım 2009 Salı


On yıllar sonra bile seni gözyaşıyla anmamızın yanında, sanırım bıraktığın emanete de iyi bakamıyoruz..

1 Kasım 2009 Pazar


Şimdi ki hayallerin bundan 5 sene önceki hayallerinin yanında çokça sönük kalıyorsa -ki gayet makul olanlardan bahsediyorum; bu hayatın önde olduğu, seni yenmeye başladığı anlamına gelmiyo mu sence de?

10 Ağustos 2009 Pazartesi

a usual violence for my silence




Bi kibrit çöpünü yaktığında bir duman çıkar ya, çoğu insan o küçük dumanı görmez bile, bazısı görür hatta bazısı da o dumanı içine çeker..Karşılıksız aşk gibi; o dumanın kokusu, genzinde bıraktığı tadı o an için güzel gelir insana.. Bu anlattığım çok mu arabesk? Belki evet..Belki hayır..
Kibrit henüz sönmüşken, daha bi saniye bile geçmeden diline değdir siyahlaşan ucu. Dilinin ucu acır, kibriti ilk yaktığın an diline değdireceğini hiç düşünmemişsindir ama değdirmişsindir işte bi kere.. Sonra dilinin üzerindeki yara seni sürekli rahatsız etmeye başlar günden güne, oynar durursun o yarayla; büyük bi takıntıyla sanki iyileşecekmiş gibi, halbuki oynadıkça kötüleşir o yara..
Enjoy..

recAİ ajans "Kızlarımız Okusun"


Yukarıda gördüğünüz video 2005 yılında Anadolu Üniversitesi İBF öğrencileri olarak kurduğumuz "recAİ" adlı reklam ajansının göznuru projesi "Kızlarımız Okusun". Uluslararası Reklamcılar Derneği IAA`in her yıl üniversiteler arasında düzenlediği yarışmaya katılmak için kurduğumuz recAİ ismini "record`un rec`i ve Anadolu İletişimin Aİ`sinden oluşturmuştuk. Buyrun afiyetle efenim...

5 Ağustos 2009 Çarşamba